Bazen


Neden “bir kişinin özgürlüğü başkasının özgürlüğünün başladığı yerde biter” ?! 
Birinin bittiği yerde başlamamalı Özgürlük..
yada benim özgürlüğüm başka bir şeyin yada bireyin sonu olmamalı.
Özgürlüğüm başlangıcı olmalı Yaşamın..

Bazen Yeniden Doğmak için ölmek gerekir. yada bazı şeyleri öldürmek..
Yıllarca kurduğum o masum ve tatlı Hayallerimi gerçekleştirerek öldürmekle başladım güne.. Bazen bazı şeyler sadece Hayalde kalmalı. Onu istemelisin fakat ulaşmamalısın. Ulaştığın her Hayal, Mutluluğunun son demi olarak kalıyor hayatta.



Hayat o kadar Harika bir yerdir ki, ne yaparsan yap Karşılığını aldığın mükemmel adaletli bir terazidir. Evrensel Enerjilerin artması ile zamansal kavramlar hızlanmasıyla, Kuantumcuların da dediği gibi artık Hayat hızlı akıyor ve Niyetlerin daha çabuk gerçekleşiyor.

2-3 yıldır Hasta olmayan ben, bugün ölüyordum resmen. Bu Hastalık Psikolojik ve Fiziksel olarak ilk defa bu kadar yoğun etkiledi beni. Aslında bunun sebebini biliyorum. Ne bisikletle giderken terlemek, nede gece maça gitmek nede üşütmek.. Tek sebep niyetimin karşılığı olarak bana gönderildi. Bazı şeyleri fark etmem için bana sunulan bir fırsat olarak görüyorum bu hastalığı..

Yoğun bir şekilde ölümü kokladığım bu anda aklıma gelen ilk ve tek soru..
“bu hayata neden gönderildim ? Benim bu hayatta ki Görevim, amacım ne ?”

Ve bu soru bazı şeyleri görmemi sağladı. Ağrılardan ve hastalıktan artık kolumu bile kıpırdatamadığım bu anda düşünebildiğim tek şey bu oldu. işte o an hayatta değer olarak görülen tüm diplomalarımın, tüm maddi para ve işlerinin bir hiç olduğunu fark ettim. Ben varsam onlar var, ben yoksam onlar da yok’u anladım bu süreçte. Onların bana hükmetmesi değil, benim Mutluluğumu yaşamamın her şeyden önemli olduğunu da fark ettim.

Ve bu Hastalık ile bazı şeyleri öldürebildim..
İsim, etiket ve ünvanların gereksizliğini fark ettim.
Hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamanın acizliğini fark ettim.

Seyahat etmek bir yere gitmekten daha iyidir…

Bazen ilk olarak gördüğün şeyler Son’un olabiliyor. Bazen de Son olarak gördüğün anlar, yeni Başlangıçların.. İşte Hayat bu yüzden çok tatlı ve Harika bir yerdir. Ve hiçbir zaman, hiçbir şekilde duygularının ve davranışlarının karşılığını almadan gidemeyeceğiz bu hayattan..

Biz Kişisel Gelişimcilerin hayatları hep daim tek düze gidiyor sanır bazı insanlar. Hep Mutluluk ve Huzur çizgisinden aşağı inmeden. Evet doğru aslında, kendimden biliyorum. Biz bir şeye üzülmeden, sinirlenmeden yaşayabiliriz. Nasıl mı ? Sadece 5 dk o olay anında refleks olarak tepkiyi gösterip, daha sonra izin veririz duygularımıza.. Beklenti duyduğumuz kadar üzülürüz. Tekrar ve Tekrar söylüyorum, beklentiler her zaman yaralar..





Dün’ümsel yaşamayın, Çözümsel yaşayın…

Bayılmak üzere iken kendimi zar zor Tramvaya attım. Bir boş yer buldum ve oturdum. Tramvayda Elimde ilk defa bir kitap, Mutluluğun Coğrafyası.. Zaman geçsin diye okumaya başladım ama nasıl başım ağrıyor, nasıl halsizim anlatamam. 1. sayfa, 2.sayfa derken baya 5-6 sayfa okudum o halimle.. Derken kitaba dalmışım ve tramvayın içinde ki dijital tabela da
 ‘Fatih’ yazısını gördüm. Yani son durak.. Ben Otogarda inecektim güya. 3 durak geride yani. Hemen önümde ki ilk durakta indim ve diğer tarafa geçip dönüş tramvayını beklemeye başladım. Derken kitap okumaya devam ediyorum. Sonra orda tek bi tane yaşlı bir amca vardı, önümden geçiyordu. Gayriihtiyarî olarak bir anda sormuş bulundum:

- Selamun Aleykum dayı, Otogara gitmek için bu istikamette ki Tramvaya bineceğim değil mi?
+ Otogar mı? Otogar Durağı burası zaten Evlat…

Yüzümde tatlı ve şaşkın bir Tebessüm ile, Eyvallah dayı diyerekten basamakları adımladım..
Yorgun, Bitkin, Hasta ama Umutluca...



Mutluluğun Coğrafyası, (15.sayfa)
"Günümüzde Mutluluk bazılarının ulaşabileceği bir şey olarak değil, bir beklenti olarak algılanmaktadır."

"Eğer Mutlu değilsem, yeterince derinlere inemiyorum demektir."

"Mutluluk içimizde değil, orada bi yerlerdedir. Daha kesin bir biçimde ifade etmek gerekirse dışarısıyla içerisi arasında çizgi sanıldığı kadar keskin bir çizgi değildir."